Sultan Seyda Seyyid Muhammed Raşid El-Hüseynî Hazretleri...

Sultan Seyda Seyyid Muhammed Raşid El-Hüseynî Hazretleri...

Seyyid Fevzeddin Hazretlerinin Babası , Menzil Şeyhi olarak tanınan Sultan Seyyid Muhammed Raşid Erol Hz (k.s.) 23.3.1930 tarihinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanus köyünde doğdu. Babası Gavs-ı Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) olup Nakşbendi meşayihindendi. Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş bir alimdi. Hüsn-ü hat sanatında mahirdi. Nakşbendi halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı. Şeyhinden önce vefat ettiği içinde halifeliği açıktan ilan edilmeyip

05 Mayıs 2018 - 20:10 - Güncelleme: 05 Temmuz 2018 - 20:36

Hazretleri..

   Bağlıları arasında Seyda hazretleri nâmıyla bilinen Eşşeyh Esseyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) hazretleri 23.3.1930 tarihinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanüs köyünde dünyayı şereflendirmişlerdir.
 
Seyda Hazretleri'nin Abdest Alış Görüntüleri Seyda Hazretleri'nin Cenaze Töreni Görüntüleri

Seyyid Fevzeddin Hazretlerinin Babası , Menzil Şeyhi olarak tanınan Sultan Seyyid Muhammed Raşid Erol Hz (k.s.) 23.3.1930 tarihinde Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Siyanus köyünde doğdu. Babası Gavs-ı Bilvanisi Seyyid Abdulhakim Hüseyni (k.s.) olup Nakşbendi meşayihindendi.

Dedesi Seyyid Muhammed (k.s.) medreselerde yetişmiş bir alimdi. Hüsn-ü hat sanatında mahirdi. Nakşbendi halifesi olarak icazet ve hilafet almıştı. Şeyhinden önce vefat ettiği içinde halifeliği açıktan ilan edilmeyip gizli kalmıştır.

Babası olan Abdulhakim Hüseyni (k.s.) Siyanüs seyyidlerinden olan Fatime Hanım ile evlenmişler, bu izdivaçtan Seyyid Muhammed (k.s.), Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) ve Seyyid Zeynel Abidin isimlerinde üç oğlu ile Halime ve Hatice isminde iki kızı olmuştur.

İlk zevcesinin teşvikiyle evlendiği ikinci hanımı Sıdıka Validemizdende Seyda hazretlerinin diğer kardeşleri, Seyyid Abdülbaki (k.s.), Seyyid Ahmed, Seyyid Abdülhalim, Seyyid Muhyiddin ve Seyyid Enver ile Aynulhayat, Refiate, Raikate, Naciye adlı kız kardeşleri olmuştur.

Seyda hazretleri 2 yaşlarında iken Seyyid Maruf vefat edince Siyanüs köyünden Taruni köyüne taşındılar. Burada 13 sene kaldılar. Daha sonra mürşidi Ahmedi Haznevi'nin (k.s.) izniyle Bilvanis köyüne hicret ettiler. Şah-ı Hazne Seyda Hazretlerini 9 yaşındayken görür. Yüzü aydınlanır. İleride çok sofileri olacağını belirtir .

Seyda hazretleri (k.s.) bu köyde yine Seyyide olan Sekine Validemizle evliliğinden Seyyid Fevzeddin, Seyyid Abdülgani, Seyyid Taceddin, Seyyid Mazhar, Seyyid Abdurrakib isimli oğullan ile Haşine, Muhsine, Hasibe, Rukiye, Münevver, Mukaddes, Mümine ve Hediye isimli kızları dünyaya gelmiştir.

Bilvanis köyünde 6 sene kaldıktan sonra Bitlis'in Kasrik köyüne taşındılar. Burada 11 sene kaldıktan sonra Siirt'in Kozluk kazasının Gadir köyüne hicret ettiler. 9 sene (Burada iken vatan görevini önce acemi birliği olan Manisa'da, sonra Diyarbakır'da tamamladı) kaldıkları Gadir'den hayatının sonuna kadar ikamet edecekleri Adıyaman ilinin Kâhta kazasının Menzil köyüne yerleştiler.

Seyda Hazretleri ilk tahsiline babasının yanında başlayarak 7 yaşında Kur'an-ı Kerim'i hatmetmiştir. Sonra Baykan Müftüsü Molla Muhyiddin'den ilim tahsili görmüştü. Daha sonra Muş ilinin Demirci köyünde Hazretin torunu Şeyh Nasr'dan daha sonra Molla Ramazan'dan ders almıştı. Dayısının oğlu olan ve sonradan halifesi olacak olan Seyyid Molla Abdulbaki'nin derslerine ise 5 yıl Dilbey köyünde devam etmişti. Bu kıymetli alimlerden sarf, nahiv, mantık, belagat gibi ilimlerin yanında tefsir, hadis ve fıkıh dersleri aldı.

Daha sonraki yıllarda ilimle birlikte babası ve mürşidi olan Gavs Hazretlerinden tasavvuf eğitimini alarak 1968 yılında Nakşbendi Halifesi olmuştur. Halifelik emri gelince Gavs Hz.leri Seyda Hz.lerini Ahmed Haznevi Hz.lerinin oğlu Şeyh Alaaddin'in yanına götürdü. O da Seyda Hz.lerinin çok büyük veli, Allah dostu olduğunu, halifeliğin Ravza-i Mutahharâda Hz. Rasűlüllah'ın manevi huzurunda verilmesinin daha uygun olacağını söyledi. Babaları Abdulhakim Hüseyni (k.s.) l Haziran 1972 yılında vefat edince başlayan irşad görevi 21 sene 4 ay 19 gün devam etmiştir.

Seyda hazretleri (k.s.) hakkında en çok sarf edilen sözlerden birisi: "Niçin sohbet yapmıyor?" idi. Hemen her zaman duyulan bu itham tam olarak gerçekleri yansıtmıyordu. İrşadının başlangıcından beri çevresinde bulunanların şehadetine göre ilk yıllarda akşam ile yatsı namazları arasında mazeretleri dışında cemaate düzenli olarak sohbette bulunurdu.

Bu durum ziyaretçilerin akın akın gelip, akşam namazından saatler sonrasına kadar süren tevbe ve tarikat telkinine kadar devam etmiştir. Seyda hazretleri bundan sonra sohbet etmeye zaman bulamamıştır. Ancak özel durumlar veya seyahatlerde uygun anlarda nadiren sohbette bulunmuşlardır.

Zaten kendiside daha önceleri sohbetin zahiri sözlerinin değil manevi tasarruf gücünün önemli olduğunu; esas gücün mürşid-i kamilin meclisteki cemaate tasarrufatıyla ortaya çıktığını söylemişti. Zahiri sözle tesir olsaydı vaiz ve hocaların kalabalık camilerdeki halka hitaplarının etkili olması gerektiğinden bahsederek şu şekilde buyurmuşlardı: "Sohbet bir eğlencedir. Nasıl ki üç-dört yaşındaki çocukları lafla eğlendirirler, mükafatlandırırlar veya kandırırlar ise sohbette büyükleri cennetten bahsedip neşelendirmek, cehennemden bahsedip korkutmak içindir. Salikleri başlangıçta tarikata alıştırmak için sohbet yapılır... İrşad sohbetle değil manevi tasarruf iledir, Şayet irşad sohbetle olsaydı, binlerce vaiz, hatip ve konuşması güzel kimselerin birer mürşid olup irşad makamında oturmaları icab ederdi. Tam tersine, Gavs-ı Hizani gibi zatların çok az sohbetle çok geniş kitleleri irşad etmeleri irşadın zahiri sözle değil, batıni olan manevî tasarrufla olduğunun işaretidir. Sohbet ise manevî tasarrufa zemin hazırlayan, talibde alma gücünü kuvvetlendiren bir araçtır. Zaten bu zamanın insanlarını sadatın himmeti ve manevî tasarrufu olmadan düzeltmek çok zordur. Çünkü fesad çoğalmış, her tarafı zorluk ve günahlar sarmıştır...

 

1968 yılında halifelik icazetini alan 1972 yılında irşad görevine başlayan Seyda hazretlerinin (k.s.) yurtiçinden ve yurtdışından aşırı ziyaretçisinin gelmesi 18.7.1983 tarihinde Çanakkale'nin Gökçeada ilçesinde mecburi ikametine yol açmıştır. Önce Adıyaman'a, sonra Adana'ya oradan da Gökçeada'ya götürülen Seyda hazretleri çektiği sıkıntı ve adanın havasının, sıhhatini etkilemesi sonucu 30.1.1985 tarihinde Ankara'ya nakledilmiştir. Burada da 16 ay gözetim altında tutulduktan sonra Merkezi idarenin müsadesiyle tekrar Menzil'e dönmüştür. 1991 yılının Ramazan Bayramı bayramlaşması sırasında içersine zehirli böcek ilacı çekilmiş şırıngayla suikast yapılmış, eline isabet eden zehir etkisini göstermiş, acil müdahaleyle hastaneye yatırılan Seyda hazretleri (k.s.) hayati tehlikeyi atlatmış, fakat elinin üstündeki ve içindeki yaralar sebebiyle uzun süre ızdırap çekmiştir.

1993 yılında Afyon'daki kaplıcalardan Ankara'ya dönüşünden bir kaç gün sonra 22.10.1993 Cuma günü cuma namazından önce 63 yaşında Rahmet-i Rahman'a kavuşmuştur. Vefat haberini alan onbinlerce bağlısının katılımıyla ertesi gün Menzilde babasının yanı başında toprağa verilmiştir...
Seyda Hazretlerinin meşreb ve irşadı üç bölümde incelenebilir:

TEVBE, İLİM, ZİKİR.

TEVBE VE TELKİNİ: Sâdât-ı Nakşibendi de görülen haller,âdetler ve sıfatlar, Seyda hazretlerinde mevcut idi. Mesela Muhammed Bakîbillah hazretlerinin adetleri şöyle idi: Her kimi kabul etseler, önce tevbeye davet ederlerdi. Eğer o talebede kendisine karşı büyük aşk ve muhabbet müşâhede ederse rabıtayı emrederdi. Seyda hazretlerinin âdetleri de böyle idi. Talebeleri ile önce elele tutup be;yat etmek suretiyle tevbe telkin ediyordu. Fazla kalabalıktan dolayı tek tek tevbe zor olup, vakit yetmediği için iki elini uzatarak, sığabildiği kadar insana grup grup tevbe veriyordu. Kadınların tevbe ve intisabı genelde tevbe tarifi için görevlendirilen kadın görevliler tarafından yaptırılıyordu. Hazret kadınların intisabını ancak kapı veya perde arkasından sözlü olarak kabul ediyor, mahremi olmayan kadınların elini asla tutmuyordu.

İLME TEŞVİKİ: Seyyid Muhammed Raşid, ilim tahsil eden ve öğreteni çok severdi. İlim tahsili konusunda kişinin kendi cemaatinden olup olmamasına bakmazdı. Bir defasında şu uyarılarda bulunmuştur: "Ey Allah;ın kulları; Bir talebe yetiştirmek, bin kişiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe vârisü;l-enbiya olursa! Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük, en muttaki alimlerden öğreniniz. Herkesten fetva sormayın. Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır. İlimle meşgul olan kimse, dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur.Cahilin abidi de, sofisi de hüsrandadır. Osmanlıya bakınız : Ne idi ne oldu?"

ZİKİR TELKİNİ: Seyda üç türlü zikir telkin ederdi: 1. Kalb zikri.... 2. Letâif zikri.... 3. Nefy u isbat zikri.... Seyda hazretleri kendisinden sonra irşad için altı tane halife bırakmış olup, bugün Ümmet-i Muhammed onlardan manevi nasib ve gıdasını almaktadır. Özellikle irşad merkezi Menzil, artan bir irşad faaliyeti ile akın akın gelen her kesim ve sınıftaki insana, Muhammedî edep ve nûrû sunmaya devam etmektedir. Allah (c.c.) tüm Allah dostlarından razı olsun

TAHSİL HAYATI

Seyda Hazretleri ilk tahsiline babasının yanında başlayarak 7 yaşında Kuran-ı Kerimi hatmetmiştir.
Sonra Baykan Müftüsü Molla Muhyiddinden ilim tahsili görmüştü. Daha sonra Muş ilinin Demirci köyünde Hazretin torunu Şeyh Nasrdan daha sonra Molla
Ramazandan ders almıştı. Dayısının oğlu olan ve sonradan halifesi olacak olan Seyyid Molla Abdulbakinin derslerine ise 5 yıl Dilbey köyünde devam etmişti. Bu kıymetli alimlerden sarf, nahiv, mantık, belağat gibi alet ilimlerinin yanında tefsir, hadis ve fıkıh dersleri aldı. Daha sonraki yıllarda ilimle birlikte babası ve mürşidi olan Gavs Hazretlerinden tasavvuf eğitimini alarak 1968 yılanda Nakşibendi Halifesi olmuştur.

AHLAKI

Seyda Hazretlerinin (k.s.) en belirgin vasfı sabır, tevazuu ve hilmdi. Kendisi hiçbir zaman hiç kimseye karşı kırıcı bir harekette bulunmamış, kin duymamıştır. Binlerce kişi etrafında pervane olurken kendisinde kibir ve kabalıktan eser görülmezdi. Şeriata aykırı olmadığı takdirde kimseye şunu yap veya yapma demezdi. Günahkar veya itaatsiz demeksizin herkese karşı güleryüzlü ve güzel ahlaklıydı.

ŞAHSİYETİ
 

Seyda Hazretleri kıyamete kadar bu dini ihya ve ikame eden Hz. Resulullahın varis ve halifelerindendir. Muhammedi nuru yaydı, sünneti ihya ve kullarıislah etti. O, Resulullahın âli ve en yakınlarından olup bu hale iman ve takva bağıyla ulaşmış olup nesebçede ehli beytindendir. Allah (c.cın seçtiği kalb-leri aydınlatan, insanlığa yol gösteren, yeryüzünde
emin Rabbanî alimlerdendir.

Onun güzel ahlakını gören herkes yaptıklarından pişman olur, hemen tevbe etmek isterdi. Yanına gelenlerde çok hızlı ahlakî değişim görülürdü. Ziyarete gelenlere öyle davranırdı ki sanki insanlar onun yanına değilde başka bir sebeble toplanmışlar. Hizmet etmeyi ve hizmet edeni çok severdi. Bizzat çorbanın ateşini yakar, sofilere çorba taşır, misafirleri yemek yemeden ve ağırlamadan geri yollamaz, sofiler yemek yemeden kendisi yemezdi. Misafirperverliği o derecedeydiki hanelerinde hizmet eden erkek olmadığı taktirde kendisi bizzat ikram da bulunurdu. Ayrıca çalışkanları çok sever, her işte bizzat çalışanlara yardımda bulunurdu.

Önceki Nakşibendi büyüklerinin büyük küçükdemeden evlatlarına hürmet ve edebde kusur etmezdi.Seyda hazretleri herkese anlayışına ve aklına göre hitabederdi. Yoksul kişilerle konuşur, hal ve hatırlannı sorar, ihtiyaçlan varsa hallederdi. Kendilerine karşı yapılan bir haksızlıkta fitne
çıkmasın diye hakkından vazgeçer, olaya sabrederdi. Dünya malına önem vermez, muhtaç olanlara gücünün yettiği kadar yardımda bulunur, dul ve yetimlere bizzat yardım ederdi.
Talebeyken yabancı köylerde açlıktan rerıgi değişir ben açım demez, sabrederdi. Zulme uğradığında şikayette bulunmazdı. Onun döneminde Menzil Dergahı adeta birsehâvet, uhûvvet ve ihlâs merkezi durumundaydı. Ondan etkilenen bağlıları birbirlerine kızmaz, en ufak
kusurda özür ve helallik dilerlerdi. İnsanlar huzur ve kardeşlik içinde İslamı öğrenmeye ve yaşamaya başlamışlardı.

AMEL VE TAKVASI

Seyyid Muhammed Raşid (k.s.) hazretleri, ilim tahsil eden ve ilim öğretenleri çok severdi. İlim tahsili hususunda kişinin kendi cemaatından olup olmamasına bakmazdı. Bir defasında talebelerinden birine şöyle söyledi: Ey Allahın kulu! Bir talebe yetiştirmek bin kişiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe varisul enbiya olursaSiz dininizi beldenizde bulunan en bü-
yük alimlerden öğreniniz. Herkesten fetva sormayın. Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır. İlimle meşgul olan kimse dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur. Cahilin abidi de sofisi de hüsrandadır. Siz Osmanlıya bakınız. Ne idi ne oldu. Sultan Abdülhamid arif-i billah idi. Başa geçer geçmez memlekette talebe yetiştirme seferberliği başlattı

Camiye ve cemaata çok bağlıydı. Hasta olduğu zamanlarda dahi cami ve cemaatı terk etmez bazan inler gene camiye gelirdi.

Seyda hazretleri farz ve vacib ibadetlerinin dışında nafile ibadetlere, bilhassa geceleyin yapılan
amellere çok önem verir, sofilere gece namazına kalkmayı tavsiye ederdi.

Vitr namazını gece teheccüd namazıyla birlikte kılardı. Kuşluk namazını normalde dört, Ramazan
ayında sekiz rekat kılardı. Gecenin çok az kısmını uyku ile diğer zamanını güneş doğuncaya kadar ibadetle ihyâ ederdi.Ramazan ayında amelini arttırır, gece ve gündüz olmak üzere günde 2 defa tesbih namazı kılardı. İlk onbeşgün teheccüd namazını ehli beyti ile, son onbeş
günü camide cemaatla kılar, Ramazanın son on günü gecesinde uyumayarak, Kadir Gecesine vasıl olmaya çalışırdı. Diğer zamanlar günde bir cüz Kuran-ı Kerim okurken, bunu Ramazan ayında iki günde bir hatim indirmeye kadar fazlalaştırırdı.

Ramazan ayı orucu dışında Şevval ayı orucunu, Arefe günü orucunu ve Muharrem orucunu hiç terketmezdi.

Hangi şartlarda olursa olsun Hatme-i Hacegan-ı yapmaya çalışır ve yakınlarına da (bağlılarına da) tavsiye ederdi.
Hakkındaki suçlamalar..

Kendisinden rahatsız olanlar, hep Allah düşmanları olmuştur. Hakkında mahkemelere duyurulan suç ve suçlamalar şunlardı:
"Bu zat etrafında kalabalıkları topluyor!"

"İnsanlar akın akın gelip ziyaret edip elini öpüyorlar!"

"Herkese tevbe ettirip zikir öğretiyor!"

"Milleti içki ve uyuşturucu gibi şeylerden tevbe ettirip TEKEL satışlarının düşmesine ve devletin zarar görmesine sebep oluyor!"

Zor günler: 12 Eylül ve sürgünler
 

12 Eylül döneminde, Seyda Hazretleri hizmetinin en parlak dönemlerini yaşıyordu. 80'li yılların başında Türkiye'nin ve dünyanın çeşitli yerlerinden gelen insan seli, tabii ki, gözden kaçamazdı. Bu yüzden de sık aralıklarla Menzil'e baskınlar düzenlenir, her taraf didik didik aranır ve hiçbir şey olmamış gibi geri dönerlerdi. Yine bu aramaların birinde Menzil'in her tarafı kuşatma(!) altına alınmış, askerler her yanı sarmış arama yapıyorlardı. Askerlerden biri telsizle üstlerine şöyle dedi: "Komutanım, bu köyün sahibi o kadar çalışkan biri ki, bizden daha çok çalışıyor, etrafı arıyor..."

Yine o günlerde sık sık Adıyaman' a ifade vermeye giderdi. Sorular hep bir öncekinin aynı olurdu.

-Bu insanlar neden geliyor, ne yapıyorsunuz?

Seyda Hazretleri:

-Biz kimseye gelin demiyoruz, onlar kendileri geliyorlar, diyordu.

18 Temmuz 1983'ü oğlu Fevzeddin şöyle anlatıyor

"Şevval ayının son günüydü. Yatsıdan sonra Seyda Hazretleri eve gelmişti. Biz de eve dönerken Adıyaman Emniyet Müdürü, Jandarma Alay Komutanı yardımcısı bizim evimizin avlusuna geldiler. Yanlarına gidip: "Hayırdır?" diye sordum. Dediler ki: "Muhammed Raşid Erol'u almaya geldik, bir ifadesi var, Adıyaman'a götüreceğiz." "Siz burada bekleyin, ben kendisine haber veririm." dedim. Gidip Seyda Hazretlerine durumu arz ettim, "Olur" dedi. Hazırlandı, beraber Adıyaman'a gittik.

"Korkma Fevzeddin, çağrılışımızın sebebi ifade meselesi değil. Onu mecburi ikamete tabi tutacağız. Yanına alacağı eşyası varsa, ya da babanla gelecek biri varsa gelsin." dediler.

Ben tekrar Adıyaman'dan Menzil'e döndüm, kardeşim Abdülgani'yi aldım, babamla beraber gönderdim. Dört gün boyunca kendisinden hiç haber alamadık, dördüncü gün basından öğrendik ki, Gökçeada'ya sürgüne götürmüşler.

Gökçeada günleri

Gökçeada'ya ilk geldiği sırlarda şöyle söylediler:

"Ne gerek vardı bu kadar masrafa, bu kadar askere? Menzil'den ta Gökçeada'ya kadar bu kadar benzin masraf ettiler. Devletin bir bekçisi bana gelip kağıt gösterseydi, ben çoluğumu çocuğumu alıp arabama biner gelirdim."

Seyda Hazretleri Gökçeada'da kaldığı iki yıl boyunca her gün emniyete gidip imza atıyordu. Bir gün polisler kendisine şöyle bir ricada bulundular:

"Efendim siz yaşlısınız, hastasınız. Müsaade edin biz her gün defteri getirelim, evinizde imza atarsınız."

Seyda Hazretleri buna karşı çıkarak şöyle derdi:

"Hayır! Devletim bana emretmiş, ben her gün geleceğim."

Polisler ısrar edince,

"Hayır!" dedi yine. "Bırakın polisi, askeri, devletin bekçisi bile emretse ben yüz kilometre değil, bin kilometre de gelirim."

Seyda Hazretlerinin üç yılı aşkın sürgün günleri, çileli bir dönemin şahitliğidir. Fakat bir gün dahi kendisinden ne devlete, ne şahıslara karşı hiçbir suçlama duyulmamış, bütün gücüyle sabır ve şükür ipine sarılmıştır. O dönemde devlet tarafından Seyda Hazretlerinin Türkiye üzerindeki barışçı etkisi dikkate alınmamıştır.

Vefatı

22 Ekim 1993 Cuma günü, Ankara Çankaya'da kaldığı oğlu Seyyid Fevzeddin'in evindedir. Cuma namazını Pursaklar'da kendi yaptırdığı camide kılmak için abdest almaya hazırlanır. Abdest almaya gideceği sırada, kapıda durup kısa bir süre etrafına göz gezdirerek nazarını ardında bırakıp odadan çıkar. Abdeste başladığı sırada şeker komasına girerek fenalaşır. Ambulansta oğlu Seyyid Fevzeddin'e teselli dolu gözlerle nazar edip ağzından kısık bir "Hayy" sesi ile Cenab-ı Hakk'a ebediyen kavuşur.

Vefatından sonra, hakkında

Vefatından sonra bütün Türkiye yasa bürünmüştür. Dönemin dinî hassasiyeti olan gazete ve dergilerinde hakkında çok olumlu yazılar kaleme alınmıştır.

Altınoluk Dergisinden

Altınoluk dergisinde de önemli bir yazı çıkmıştır ve Hazretin birleştirici, bütünleştirici manevî yönünün ve hizmetinin görülmediğinden yakınılmıştır:

"Doğu'nun farklı mânâlar yüklendiği bir zamanda Doğu'da yaşamasına rağmen ülkenin her yanından coşkulu bir gönül akımının hedef noktası olması, Türkiye için kurtuluşu işaret eden remizler taşır. Türkiye O'nu anlasaydı bunca sancıyı yaşamazdı eminiz. Çünkü böyle Allah dostları tıpkı bayrağını taşıdıkları Allah Resûlü gibi şahıslarında iklimleri, kavimleri, renkleri, sesleri, dilleri kardeş yaparlar. Menzil ikliminde Türk'ün Kürt'ün düşmanlığı yoktu. Öyleyse ülke bir Allah dostunun gönül ikliminde buluşsa dertsiz olurdu, sancısız olurdu.

Bir başka ibret daha var ki, bu da insanımızdaki şahsiyet sarsıntısını tedavi edecek adresi gösteriyor: O İslâm'dır. O, İslâm'ın rahmet iklimini hayata taşıyan tasavvuf mektebidir."

Bu ülkede dün de bugün de barışın, kardeşliğin, birliğin yegâne adresi İslâm'dır.


Seyda Muhammed Raşid Hazretleri'nin Nasihatlarından

Seyda sohbetlerinde tevbe üzerinde sık durmuş,günahtan sakınmayı telkin etmiş,günahın en önemli sebeplerden biri olarak da kibiri göstermiştir.Bu konudaki sözlerinden bazıları şöyledir:

"Ey cemaat! Bakınız, İslam'da tevbe vardır. Kul, veli de olsa kusursuz olmaz. Yalnız, tevbe, kalben olmalıdır. Bir kimse halis bir şekilde tevbe etse, Cenab-ı Hak, o kimsenin geçmiş günahlarını siler. Tevbe, halis olduğu zaman, insan, istikametini düzeltir, yönünü Allah'a çevirir, hali güzelleşir, yeni bir hayat yaşamaya başlar, bu yeni hayatını Allah rızası istikametinde devam ettirir ise, bu hal, kulun tevbesinin kabulüne işarettir.

Ey cemaat! Siz küçük günahları hafife almayın. Çünkü küçük günahlar, büyük günahlara sebep olmaktadır.

Sakın kibir üzre olmayın! Cenab-ı Hak, secde etmesini ve bu suretle Hz. Adem'in üstünlüğünü kabul etmesini emrettiği halde, şeytan kibrinden dolayı secde etmedi. Malumunuzdur ki, şeytan ibadet ve itaat ehli olmasına rağmen, itirazı neticesinde ilahi huzurdan kovuldu.

Her türlü günah, nefisten ve kibirden çıkar. İnsan, ne zaman fakrını ve acizliğini idrak ederse, o zaman nefsin kibir ve azameti kalmaz. İşte o durumda kişi, kamil bir mü'min sıfatıyla hayatını devam ettirir.(Son Devrin Kutup Yıldızları, s.154-155)

"Mürşidler, kuvvetli imanlarından ve İlahi tasarruflarından dolayı talebelerinin kalblerini dünya sevgisi ve malayani (boş) şeylerden temizleyip Allah'a bağlarlar. Bu da tevbe-i nasuh (kesin tevbe)ile meydana gelir. Tevbe-i nasuh, insanın sıfatını değiştirir. Sıfatın değişmesi demek, haram fiilleri, çirkin sıfatları terk ederek, İslam'ın meşru dairesine girmek, yani sırat-ı müstakim üzere yaşamaktır."(Maneviyat Dünyamızda İz Bırakanlar, Vehbi Vakkasoğlu, s. 236)

Muhammed Raşid Erol tevbe etmenin insanı değiştirdiğini, Allah'a yakınlaştırdığını söylerken, ölümü düşünmeyi teşvik etmiş ve şöyle belirtmiştir:

"İnsana en çok fayda veren şey, ölüm rabıtasıdır; yani ölümü ve sonrasını düşünmektir. Ölüm rabıtası, tul-i emeli (geleceğe dair uzun emelleri) yıkar, ihlas ve yakını doğurur." (Sahabeden Günümüze Allah Dostları, s.15)

Muhammed Raşid Erol, Müslümanların işlerinin yalnızca İslam ahlakını anlatmak olduğunu bir konuşmalarında şöyle belirtmiştir:

"Biz siyaset yapmayız. Biz hiç kimseye, şu partiye oy verin, bu partiye verme veya verin demeyiz. Biz Allah yolunda hizmet ediyoruz. Bizim işimiz insanlara İslam'ı ve insanlığı anlatmaktır. Gelen insanlar arasında her partiden insanlar var. Bizim işimiz o değil, o siyasetçilerin işi." (Son Devrin Kutup Yıldızları, s.169)

Ayrıca ilim öğrenmeye çok büyük önem vermiştir. Bir konuşmasında öğrencilerini ilim öğrenmeye şöyle teşvik etmiştir:

"Ey Allah'ın kulları; Bir talebe yetiştirmek, bin kişiyi sofi yapmaktan efdaldir. Hele o talebe vârisü'l-enbiya (enbiya varisi)olursa! Siz dininizi beldenizde bulunan en büyük, en muttaki alimlerden öğreniniz. Herkesden fetva sormayın. Çünkü memlekette fetva verecek kimse çok azdır. İlimle meşgul olan kimse, dünyada en güzel iş ile meşgul oluyor. İlim olmadığı zaman cehalet olur. Cahilin abidi de, sofisi de hüsrandadır. Osmanlıya bakınız: Ne idi ne oldu? edep ve nûrû sunmaya devam etmektedir. Allah (c.c.) tüm Allah dostlarından razı olsun" (Allah Dostları, Şule Yayıncılık, cilt:10, s. 326-334)

İtikat ve iman

Seyda Hazretleri itikadın tam olarak yerleşmesi, muhafazası ve kâmil hale ulaşması üzerinde hassasiyetle dururdu. Özel veya genel sohbetlerinde iman nimetinin büyüklüğü ve kıymetinin anlaşılmasını anlatır, şöyle buyururlardı:

"İnsan biraz düşünecek olsa iman nimetinden daha büyük bir nimetin olmadığını hemen anlar. Zira iman, insanın ebedî cehennem azabından kurtulmasına vesiledir. İman öyle bir nimettir ki, batıdan doğuya kadar bütün dünya malından, hükümdarlığından, saltanatından daha faydalı ve makbul, paha biçilmez nadide bir incidir. Âlemlerin Rabbi insana bu nimeti nasip ve ihsan ettiğinden dolayı hassasiyetle muhafaza edilmeli, elden çıkmaması için azami gayret gösterilmelidir. Zira imanla şereflenmeyen kimse Allah korusun küfür üzerine son nefesini verir. Böyle kişiye ne peygamberin ne de evliyanın şefaati fayda verir. Öyle ise, insan akılsız değilse imanına en ufak bir leke getirmemeli, onda herhangi bir noksanlığın meydana gelmemesine dikkat etmeli, aşkla ve şevkle korumalıdır. Salih amele devamla birlikte günahlardan ve Allah'ın emirlerine karşı gelmekten kaçınmakla imanını takviye etmelidir. Zira insan imanını istikamet üzere kılmaya, kâmil hale getirmeye ancak taat ve ibadetle ulaşabilir. Allah dostları fenafillah makamına itikatlarının tam, imanlarının kâmil olması sebebiyle varmışlardır."

Nefis

Seyda Hazretleri, sohbetlerinde en çok nefis konusu üzerinde dururdu:

"Nakşibendi yolunun bütün çalışmaları, evradı nefsi öldürmek ve yok etmek içindir. Nefis ölüp gittikten sonra her şey düzelmeye başlar. İnsanın evini yıkan en büyük düşmanı kişinin nefsidir. Onun için insanın kendinden haberi olmalı, nefsin tuzaklarına düşmemeye çalışmalıdır.

Bir kimse ki, nefsini yener, zikirle letâifle nefsini ezer ortadan kaldırırsa, o zaman Allah'la o kimse arasında bir engel kalmaz. Nice çalışıp amelini tamamlayan kimse vardır ki, Allah'ın keremi ve ihsanı olmadığı için nefsini yok edememiştir.

İnsanı helake götüren nefsidir. Firavun, Şeddat ve Karun'un nefisleri büyüdü büyüdü sonunda İlahlık davasına kalkıştı. Çünkü nefis, kendisinden üstün hiçbir varlığın bulunmasını istemez. Büyüyüp yükselecek bir şey kalmayınca -haşa- Allahlık davası etmeye başlar, haddini aşar, azgınlaşmış nefsinin iddiasına uyar."

Dünya

"Dünya adamlarından, dünyaya gönül bağlayanlardan aslandan kaçar gibi kaçılmalıdır. Dünya ehlinin toplandığı yerlerde Allah bahsi olmaz, dünya bahsi, dünya işi gıybet bulunur. Buralara devam edenlerin haya ve ahlâkı değişir, Allah'tan dünyaya dönerler. İnsan elinden geldiği kadar dünyaya gönül vermemeli, dünya ehlinin toplantılarına, sohbetlerine gönül vermemelidir. Çünkü zararı insanın dinine olur, faydası ise hiç yoktur. Toplantılarına gidenin Allah'a sevgisi kesilir, taat ve ibadeti azalır, kendisinde Allah aşkı kalmaz. Dünyanın insanı bozmaması için çok dikkat edilmelidir. Dünya işinde de çalışacağız, onu da terk etmeyeceğiz fakat ahirete zarar vermemesi için dikkat etmeliyiz. Dünya muhabbeti Allah muhabbetinden fazla olursa insan tehlikeye girer. Öyleyse Allah sevgisinin daha fazla olmasına dikkat etmeli, Allah düşüncesi kişinin kalbinde olmalı, insan daima Allahü Teâlânın rızasını gözetmeli ve tek gayesi Allah olmalıdır."

Yüce Mevlâmız, Sultan Seyda Seyyid Muhammed Raşid El-Hüseynî Hazretleri'nin makamını âli eylesin, ahirette himmet, bereket ve şefaatlerine bizleri nâil eylesin. Amin.

Bu haber 204050 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 1 Yorum
  • Abdul baki
    2 ay önce
    Allah celle ve âlâ subhane ve teâlâ ondan ve tüm evliyalarından, müminlerden, müslümanlardan, al-i nakşibendiden ve biz acizlerden razı olur inşallah.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Vatandaşlardan Ahmet Davutoğlu'nu Kayseri'de köşeye sıkıştıran sözler!
Vatandaşlardan Ahmet Davutoğlu'nu Kayseri'de köşeye...
Kritik toplantı sonrası Başkan Erdoğan'dan son dakika açıklamaları!
Kritik toplantı sonrası Başkan Erdoğan'dan son dakika...